Elektronik Sağlık Kaydı Sistemleri (EHR) Derde Deva mı ?..
Türkiye’ye özellikle eğitim gibi insan hayatıyla direkt ilişkili sistemleri ithal ve adapte ederken sık sık hatalar yapılır. Örneğin, son 15 yılda tıp eğitiminin modernizasyonu amacıyla yapılan değişim çabaları kısacası, doktor yetiştirme derdini tedavi etmeye yönelik “probleme dayalı öğretim” gibi yabancı kökenli sistem değişiklikleri, icad oldukları yerlerde belki hastayı iyi etmiş olabilse de bizim mahallede hastayı komaya sokmuş ve tedavinin tedavisi de sonucu belli olmaksızın hala sürmektedir.
Birkaç ay önce bir elektronik sağlık kaydı (EHR ) modelini zorunlu tutarak muayenehanemize getirip internet üzerinden kurdular ve biz de mahkeme iptal edinceye kadar elbette yönetmeliğin istediğine uygun davrandık ve kayıtlarımızı elektronik ortama girmeye başlamıştık. Bu sistem en azından sekreterin günde 1 saate yakın daha fazla mesaisine mal olmaktaydı. 2009 - 2012 arasında aşağıdaki ülkelerde toplanan verilerde (Tablo 1. )zengin ülkelerde EHR kullanım oranları verilmektedir. Birçok birinci basamak doktoru görüldüğü gibi bu veri kayıt sistemini kullanmaktadır da acaba harcanan kaynak ve emek, sistemin hasta yararına işleyişine fayda etmiş midir? Zira her bilgisayar sistemi ancak kullananlar kadar iyi ve yararlıdır.
EHR sisteminin kuruluş ve kullanımının bedava olmadığı da açıktır. Acaba bu kadar veriyi girmek, özellikle sekreteryal işlerin de birçoğunu mecburen üzerlerine almış olan ülkemizdeki muayenehane hekimleri ile, birinci basamak ve aile hekimlerinin çalışarak geçirdikleri zamana nasıl tesir eder. Bunu iyi düşünmek , hesaplamak gerekir.
ABD de doktorlara sormuşlar, sağlık sistemiyle hoş musun..diye? Bunlar dünyanın en yüksek geliri olan ve dışardan bakıldığında bir eli yağda bir eli balda görünen hekimleri. Soruya 7 doktordan 6 si hayır bizim sistem doğru dürüst çalışmıyor cevabı vermektedir. Verdikleri bu cevaplar bu yazıyı yazmamın ana motivasyonudur. Zira, buradan iyice anlaşılabilir ki niyet iyi ve motivasyon yeterli olunca benim ve dönemdaş meslekdaşlarımın da uygulamada inat derecesinde bir enerji ile görev aldığımız 1984 aşı kampanyası sırasında bizler, kağıt kalem ve manyetolu telefonlarla, en modern EHR lerin yapamadığı işleri becermiştik. O dönemde dağda bayırda günlük olarak yapılan aşı sayıları ve dökümü bu çalışmada sunulandan çok daha büyük bir oranda ve hızda merkezde toplanıp akşamları da kamuoyuna sunuluyordu. Demek ki uygulayanlar ile barışık olunursa çok daha basit bir sistem işinizi görüyor, uygulayanlar memnun olmazlar katkıda bulunmazlarsa da sisteminiz hiçbir derde deva değil.!
Buradaki veri hikayesi de şöyle. Commonwealth Vakfı isminde dünyada sağlık sistemlerinin daha yüksek performansla işlemesini amaçladığını ifade eden bir vakıf var. Kimdir, nedir ve gerçekte neye hizmet eder, sizden fazla hiçbir bilgim ve kefaletim de yok ancak yaptırdığı çalışma oldukça ilgimi çekti. *
Doktorların elektronik sağlık kayıtları sistemleri (EHR) kullanmaya başladıklarından beridir uluslararası veri toplama çok kolaylaşmış. İşte bu durumdan yararlanan vakıf da doktorlarla bilgisayar ve telefon üzerinden düzenli iletişime geçerek aşağıda paylaşılanlar ve benzeri verileri üretmeye başlamış.
Yapılan anketlerde ABD li doktorlar kendilerine başvuran hastaların yarıdan oğunun ödeme güçlüğü çektiğini ve yarısından fazlasının da tedaviyi sürdürmeye mali güçlerinin yetmeyeceğini bildirdiklerinden çok şikayet etmekteler. Daha birinci basamak (primary care) düzeyinde hastaların ödeme yapmakta zorlanması, daha masraflı işlere hiç girmeyelim daha iyi sonucunu da doğurmakta olduğundan doktorların önemli bir hizmet sorunu haline gelmiş. Birçok ülkede politikacılar, Dünya Bankası, IMF gibi kuruluşların da katkısı ile uluslararası bir akıma dönüşen ve sağlığın birinci basamağında yaptıkları idari reformlarla başta yaşlanma, diabet, hipertansiyon, eklem hastalıkları gibi kronik sorunlara çözüm getirme çabası içindeyken, acaba doktorlar bu işe ne diyor diye fazla da umursayan olmamış. Sağlıkta dönüşüm ülkemizde, ha döndük ha dönecez bir vaveyla olarak 1990 larda başladı ve son iktidar tarafından da ziyadesiyle sahiplenildi. Uygulamalara yön vermede halk memnun ya, ben ona bakarım kardeşim şeklindeki anketsel davranış biçimi ağır basmıştı. Öte yandan bu kadar çabaya rağmen bir türlü itiraf edilmese de yine başarısızlıklar ve memnuniyetsizlikler ciddi bir oranda devam edince işte en azından batı dünyasında soruyu doğru yere sormanın zamanı gelmişti. “Ne dersin bu işe sahadaki doktor?”
Tablo.2*
Yukarıdaki 2.Tablodan anlaşılacağı üzere özellikle ABD de birinci basamak doktorların sistemden ciddi şikayetleri var ve bu tablodaki ülkelerin alt yapı ve işletme maliyeti sorunlarını halletmiş gelir düzeyinden olmaları, okları sistem üzerine daha fazla çevirmiş durumda. Tablonun birinci basamağında doktorlara sormuşlar, hastanın sigorta planında yani geri ödeme durumu veya ilaçlarındaki değişikiliklerle ile ilgili uzman doktorlar size haber veriyor mu diye? Örneğin, hastanın SGK sı bu arada iflas ettiği için yeşil karta döndü -hastanın artık üniversite hastanesine gitmesi farklı yodan olabilir gibi- bunu aile hekimine bildiriyorlar mı diye sorulduğunda cevap olarak “her zaman evet” diyen en yüksek oran Fransa’da % 47 ve ABD de bu oran % 16. Yani en son babalar duyar gibi birşey.
İkinci satırda , peki bu bilgi zamanında geliyor mu diye sorulduğunda en yüksek oran saatler ülkesi İsviçre’den ve sadece % 27. ABD’ de oran % 11. Yani bu bilgiler gelse de % 90 zamanında gelmiyor.
Üçüncü basamak sorusu ise, hastalarınız herhangibir acil servise başvurduğunda bundan size bilgi veriliyor mu? Bunda da en yüksek oran nüfusu İstanbul kadar olan Hollanda’dan ve vakaların % 59 unu içermekte. ABD de oran acil başvuruların aile doktoruna n-haber verilme oranı % 23, Kanada % 29, Almanya % 22, Fransa % 21. Yani hasta gitmiş, acillerde tedaviler olmuş ve aile doktorunun çoğu ülkede bundan her 4-5 seferden sadece birinde haberi oluyor.
Özetleyecek olursak, artık sağlıkta yukarıdan aşağı organizasyonlarla gelinebilecek maksimum noktalara gelinmiştir. Elbette daha iyi sağlık kaydı tutulmasını kim istemez ama, bunu uygulayıcılarla barışık olmayan bir dayatma ve ardından mahkeme tarafından iptal gibi bir yola sokmak bi yöneticilik başarısı olmasa gerek. Öte yandan bu kayıtlar mutlaka şeffaf ve kullanıcıların bir düzen dahilinde, hasta mahremiyet etiğine de uygun şekilde emrinde olmalıdır. Örneğin yıllardır barsak cerrahisi ile uğraşan bendeniz dahi Türkiyedeki kolostomili hasta sayısı ve oranı hakkında hiçbir rakama ulaşamamaktaysam ne diyeyim. Bu da bilimsel ilerlememize katkıda bulunan bir durum değildir. Eğer elektronik sağlık kayıt sistemi sadece sigorta provizyonu gibi SGK ödemelerine esas olmak üzere kullanılacaksa zaten sorun yok, ama eğer bu yöntemin kök salması ve gelişmesi isteniyorsa ya kullanıcılarla barış ya da ABD deki durum. Seçme hakkı yöneticilermizde.
*A Survey of Primary Care Doctors in Ten Countries Shows Progress in Use of Health Information Technology, Less in Other Areas
November 15, 2012
Authors: Cathy Schoen, M.S., Robin Osborn, M.B.A, David Squires, M.A., Michelle M. Doty, Ph.D., Petra Rasmussen, M.P.H., Roz Pierson, Ph.D., and Sandra Applebaum, M.S.
Journal: Health Affairs Web First, published online Nov. 15, 2012.
Contact: Cathy Schoen, M.S., Senior Vice President, Policy, Research, and Evaluation, The Commonwealth Fund
Tablo.1* 2009-2012 itibariyle birinci basamaktaEHR kullanma oranlarının ülkelere dağılımı |
değerli hocam tespitler çok doğru sahada çalışan hekim olarak şunları ifade etmeliyim ki iş yükü fazlalığı ve angarya işler gerçek kayıt tutmayı zorlaştırıyor ve kayıtlarda hatalara da neden olabiliyor. kayıtta hata olmasa da takipte aksaklıklara neden oluyor. sahada çalışan ben birimime 3400 kişi kayıtlıyken bugün ortalama 60-80 hasta muayenesi yaparken bunların bir kısmı da misafir diye hasta memnuniyeti gözetilerek muayensinin yapılması istendiği için yapılan işlemler olduğundan gerekli hasta takipleri aksamalaar uğruyor. rakamlarla konuşalım benim bugün 401 ht,85 dm,14 malignite,14 hipertiroidili,8 parkinson,45 epilepsi,14 migren,5 glokom,41 KİKH,79 koah,38 astım,32 kalp yetmezliği,39 svh,23 osteoporoz,3 ankilozan spondilit,2 ra,2 viral hepatitli,46 bph,5 kronik böbrek yetmezlikli bunlardan 1'i diyaliz hastası,157 obez bunlardan 24 ü morbit,26 hiperlipidemi,7 alzheimer hastam mevcut.(bu hastalıkların birkaçı birden aynı kişide bulunabiliyor program kişi bazlı ayıklamada sorun yaşıyor) bu hastalarımın özellikle diyabet hastalarımın takipleri ca taramaları ki bakalım tüm Türkiye taranacak deniyor nasıl üstesinden geleceğiz bilemiyorum. bir de bunların yanısıra bebek çocuk gebe ruh sağlığı izlemleri vs vs vs performansa dair işlemler. sizce bir hekim ve onunla birlikte çalışan 1 ebe/hemşire bu kadar iş yükünün altından kalkabilir mi? kayıtlarımın sağlıklı olabilmesi için hergün uğraşıyorum ama yine eksiklikler çıkıyor üstüne üstlük bir de gönderdiğiniz hatalı veriyi düzeltmek istediğinizde vereceğiniz uğraş da cabası.
YanıtlaSilsağlık kayıtları gerekli. fakültede okurken hep Amerikan ististikleri ve verileri ile gördük bütün bilgileri. neden ülkemizin istatiskleri ile devam etmeyelim ki? ama bunun için iş yükünün azaltuılması angaryalardan bürokrasiden ve mobinglerden sahanın arınması gerekli
YanıtlaSilTam da kastettiğim budur. Mayo Clinic de aile hekimleri de dahil bir "konsültan hekim" e karşılık sıkı dur "18" tane hekim olmayan çalışan düşmektedir. Bunun önemli bir kısmı da tıbbi kayıtlar için oradadır, sadece digital kayıt birçok şeye hukuken yetmiyor, kağıt olarak da muhafaz a edilen şeyler var, bunların tasnifi, korunması , alınıp verilmesi, hepsi işyükü. Bizde ise yapsınlar kardeşim işleri ne, yaklaşımını hepiniz bilirsiniz. Ben de zor yaptırırsınız diyorum. Ancak ve ancak ikna ederseniz veya parasını verirseniz doktorlar da ya kendi yapar ya ekstra tıbbi sekreter çalıştırabilir. Yoksa ancak zorlama yapabilirsiniz, o zaman da sonucu yuklarıdan okuyun!
YanıtlaSil